Yasal Pusula LogoYasal Pusula

Cezaevi Yemek Borcu (İaşe Bedeli): Ödeme Şartları ve Ödeme Emrinin İptali

Cezaevi yemek borcunun (iaşe bedelinin) tahakkuk ve tahsil şartları, ödeme gücü araştırması, ödeme emrine karşı 15 günlük dava süresi ve hukuka aykırı kesintilerin faizli iadesi, yargı kararları ışığında incelenmektedir.

Mehmet Erdem VURAL
15 dk okuma süresi
Cezaevi Yemek Borcu (İaşe Bedeli): Ödeme Şartları ve Ödeme Emrinin İptali

Cezaevi Yemek Borcu (İaşe Bedeli): Ödeme Şartları ve Ödeme Emrinin İptali

Ceza infaz kurumunda geçirilen dönem nedeniyle tahliye sonrasında kişilere yiyecek bedeli, diğer adıyla iaşe borcu çıkarılması uygulamada çeşitli uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Özellikle ödeme emriyle karşılaşan kişiler bakımından temel mesele, cezaevinde kalınan süre için hesaplanan bedelin her durumda tahsil edilip edilemeyeceğidir.

2548 sayılı Kanun, cezaevi yiyecek bedelini düzenlemekle birlikte bu alacağın tahsiline koşulsuz olarak izin vermemektedir. Bedelin belirli dönemlerde bordroya bağlanması, bordronun ilgili kişiye tebliğ edilmesi ve ödeme yapılmaması hâlinde kişinin ödeme gücünün araştırılması gerekir. Kanun ayrıca işyurtlarında çalıştırılanlar ile ödeme gücü olmadığı anlaşılanlardan yiyecek bedeli alınmayacağını açıkça belirtmektedir. [1] Bu nedenle hukuki değerlendirme, yalnızca borcun tutarına değil, borcun oluşturulmasından tahsiline kadar gerçekleştirilen işlemlere dayanmalıdır.

Cezaevi Yiyecek Bedelinin Hukuki Dayanağı ve Niteliği

Cezaevi yiyecek bedelinin temel dayanağı, 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 2. maddesidir. Madde, mahkûmların cezaevinde bulundukları süreye ilişkin yiyecek bedelini ödeme yükümlülüğünü düzenler. Ancak aynı maddede alacağın tahakkuk ve tahsil şartları ile tahsil edilmeyecek kişiler de gösterilmiştir.

Yiyecek bedelinin hesabında ise Kanun'un 4. maddesi uyarınca ilgili yıl içerisindeki ekmek ve gıda maddelerinin satın alma fiyatları esas alınır. Bu nedenle bordronun kapsadığı dönem ve hesaplanan tutarın dayanağı, borcun miktarı bakımından ayrıca önem taşır.

İaşe bedeli, vergi dairesi tarafından takip edilebilmekle birlikte bir vergi borcu değildir. Kanun'da eski Tahsili Emval Kanunu'na yapılan atıf, 6183 sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince bu Kanun'un tahsil hükümlerinin uygulanmasını sağlar. [2] Danıştay da cezaevi yiyecek bedelinin 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edildiğini açıkça belirtmiştir. [3]

Yiyecek Bedelinin Tahakkuk Ettirilmesi ve Tahsil Şartları

2548 sayılı Kanun'un 2. maddesi, yiyecek bedelinin tahsili bakımından birbirini izleyen işlemler öngörmektedir. Bordronun hazırlanması ve tebliği, ödeme gücü incelemesinin yerini tutmaz; ödeme gücü araştırmasının yapılması da hatalı hesaplanmış bir bedeli kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.

Yiyecek bedeli bordrosunun düzenlenmesi ve tebliği

Kanuna göre yiyecek bedelleri ceza infaz kurumu idaresince altı ayda bir bordro düzenlenerek tahakkuk ettirilir. Mahkûmiyeti altı aydan kısa olan kişiler bakımından bordro, salıverilme tarihinden bir hafta önce hazırlanır. Düzenlenen bordronun ilgili kişiye tebliğ edilmesi de zorunludur.

Bu aşamadaki inceleme yalnızca bir borç kaydının bulunup bulunmadığıyla sınırlı tutulmamalıdır. Bordronun hangi dönemi kapsadığı, hesabın hangi verilerle yapıldığı, kişinin ilgili dönemde kurumda bulunup bulunmadığı ve tebligatın usulüne uygunluğu birlikte değerlendirilmelidir. Bordronun hiç düzenlenmemesi veya tebliğ edilmemesi, somut olayın koşullarına göre takip işleminin hukuka uygunluğunu etkileyebilir.

Ödeme yapılmaması hâlinde ödeme gücünün araştırılması

Bordro düzenlenip tebliğ edilmesine rağmen yiyecek bedeli ödenmemişse doğrudan cebri tahsil yoluna gidilmesi, Kanun'un öngördüğü sıralamayı tamamlamaz. 2548 sayılı Kanun, bu durumda kişinin borcunu ödeme gücüne sahip olup olmadığının Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla, kanunda belirtilen yerel idari makamlar marifetiyle araştırılmasını öngörmektedir. Ödeme gücü bulunduğu anlaşıldığı hâlde borcun ödenmemesi üzerine tahsil sürecine geçilebilir.

Ödeme gücünün araştırılması, yalnızca şeklen yerine getirilmesi gereken bir işlem değildir. İncelemenin ilgili kişinin gerçek ekonomik durumunu ortaya koymaya elverişli olması gerekir. Kişinin geliri, çalışma durumu, malvarlığı ve somut koşulları bu çerçevede önem kazanabilir.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, uygulamaya ilişkin açıklamasında ödeme gücü bulunmadığını ikamet edilen yerdeki muhtarlıktan alınacak fakirlik ilmühaberiyle belgelendirenlerden iaşe bedeli alınmadığını belirtmektedir. [4] Bununla birlikte uyuşmazlık yargıya taşındığında sosyal yardım kayıtları, SGK hizmet dökümü ve diğer ekonomik durum belgeleri de ileri sürülen iddiayı destekleyebilir. Tek bir belgenin bulunmaması, diğer somut delillerin değerlendirilmesi gereğini ortadan kaldırmaz.

Kimlerden yiyecek bedeli alınmaz?

2548 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre işyurtlarında çalıştırılanlar ile ödeme gücü olmadığı anlaşılanlardan yiyecek bedeli alınmaz. Böylece kanun, bu kişiler bakımından yalnızca takibin ertelenmesini veya taksitlendirilmesini değil, bedelin alınmamasını düzenlemektedir.

İşyurdu istisnasının değerlendirilmesinde kişinin ilgili dönemde işyurdunda çalıştırılıp çalıştırılmadığını gösteren kurum kayıtları incelenmelidir. Ödeme gücü yönünden ise kişinin ekonomik durumunun gerçekten araştırılıp araştırılmadığı ve araştırmanın sonucu belirleyicidir. Yalnızca cezaevinde bulunulmuş olması, bu istisnaların incelenmeden bertaraf edilmesini haklı kılmaz.

Ödeme Gücü Araştırılmadan Düzenlenen Ödeme Emirlerinin Yargısal Denetimi

Cezaevi yiyecek bedelinde en önemli hukuki sorunlardan biri, usulüne uygun tahakkuk ettirildiği ileri sürülen bir alacağın, ödeme gücü incelemesi yapılmadan 6183 sayılı Kanun kapsamında takibe alınmasıdır. İdari yargı uygulamasında bordronun düzenlenmesi ve tebliğ edilmesi ile tahsil şartlarının oluşması ayrı meseleler olarak ele alınmaktadır.

İstanbul 3. İdare Mahkemesi: Bordronun tebliği tek başına yeterli değildir

İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 7 Kasım 2023 tarihli, E.2023/140, K.2023/2475 sayılı kesin kararına konu uyuşmazlıkta, davacı adına 13.490 TL tutarında cezaevi yiyecek bedeli ödeme emri düzenlenmiştir. Mahkeme, ceza infaz kurumunca yiyecek bedeli bordrolarının oluşturulduğunu ve davacıya tebliğ edildiğini dosya kapsamında tespit etmiştir. [5]

Buna rağmen Mahkeme, 2548 sayılı Kanun'un 2. maddesindeki ödeme gücü araştırmasının yapılmadığını belirleyerek ödeme emrini iptal etmiştir. Kararda, ödeme gücünün bulunmaması hâlinde yiyecek bedelinin tahsil edilmeyeceği ve kişinin bu borcu ödeme gücünün bulunup bulunmadığı araştırılmadan ödeme emri düzenlenmesinin hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir.

Karar, iki hususun birbirine karıştırılmaması gerektiğini göstermektedir: Bordronun usulüne uygun düzenlenip tebliğ edilmiş olması ile alacağın cebren tahsil edilebilir hâle gelmesi aynı şey değildir. Bununla birlikte söz konusu karar belirli bir uyuşmazlığa ilişkin olup başka dosyalarda sonuca ulaşabilmek için ilgili kişinin işlem dosyasının ayrıca incelenmesi gerekir.

Dava dosyasında hangi belgeler önem taşır?

Ödeme emrinin hukuka uygunluğunun denetlenmesinde temel mesele, idarenin kanunun öngördüğü işlem sırasını tamamlayıp tamamlamadığıdır. Bu nedenle ödeme emri ve tebliğ belgesinin yanı sıra yiyecek bedeli bordroları, bordro tebliğ kayıtları, Cumhuriyet başsavcılığının tahsil yazısı, ödeme gücü araştırmasına ilişkin yazışmalar ve araştırma sonucu bir bütün olarak incelenmelidir.

Ödeme gücünün bulunmadığı ileri sürülüyorsa bu iddiayı destekleyen güncel ve ilgili döneme ait ekonomik durum belgelerinin sunulması da önem taşır. Daha önce yapılan ödemeler veya kesintiler varsa bunlara ilişkin banka kayıtları ve tahsilat belgeleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Cezaevi Yemek Borcu İçin Gönderilen Ödeme Emrine Karşı Dava

Ödeme emrine karşı dava süresi ve görevli mahkeme

6183 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca vadesinde ödenmeyen kamu alacağı için borçluya ödeme emri tebliğ edilir. Aynı Kanun'un 58. maddesine göre ödeme emrine karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açılabilir. Bu süre, genel idari dava açma süresiyle karıştırılmamalıdır.

Cezaevi yiyecek bedelinin tahsili için düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davalar, alacağın niteliği gereği idare mahkemelerinde görülmektedir. Nitekim İstanbul 3. İdare Mahkemesinin E.2023/140 sayılı dosyası ile Danıştay 10. Dairesinin E.2025/5525 sayılı kararına konu ilk derece yargılaması idare mahkemesindedir. Gelir İdaresi Başkanlığının Mart 2026 tarihli ödeme emri broşürü de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamındaki borçlar bakımından vergi mahkemesini, diğer borçlar bakımından idare mahkemesini işaret etmektedir.

Ödeme emrinde gösterilen kanun yolu, tebliğ yöntemi ve işlem türü somut dosyada ayrıca kontrol edilmelidir. Elektronik tebligat söz konusu olduğunda hangi tebligat rejiminin uygulandığı özellikle önem taşır; UETS ile Vergi Usul Kanunu kapsamındaki e-Tebligat sistemi aynı kabul edilmemelidir. İaşe bedeline ilişkin bir bordronun veya borç kaydının bulunması ile 6183 sayılı Kanun'a göre ödeme emri tebliğ edilmesi farklı işlemlerdir.[6]

Hangi gerekçelerle iptal istenebilir?

6183 sayılı Kanun'un 58. maddesinde ödeme emrine karşı ileri sürülebilecek temel nedenler; böyle bir borcun bulunmaması, borcun kısmen ödenmiş olması ve borcun zamanaşımına uğramasıdır. Cezaevi yiyecek bedeli uyuşmazlığında bu nedenler değerlendirilirken 2548 sayılı Kanun'daki özel tahakkuk ve tahsil şartları da dikkate alınır.

Örneğin ödeme gücü araştırılmaksızın düzenlenen bir ödeme emrinde, kanuni tahsil şartları oluşmadığı hâlde borcun takip edildiği ileri sürülebilir. Bordronun hiç düzenlenmemesi veya usulüne uygun tebliğ edilmemesi, aynı borcun daha önce tahsil edilmiş olması ya da işyurdu istisnasının uygulanmaması gibi olgular da ilgili itirazın hukuki ve maddi dayanağını oluşturabilir. İleri sürülecek nedenlerin ve talebin, somut işlem dosyasıyla uyumlu olması gerekir.

Dava açılması tahsil işlemlerini durdurur mu?

Ödeme emrinin dava edilmesi, kural olarak cebri tahsil işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. İdari yargıda yürütmenin durdurulması için 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesi gereğince işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu nedenle ödeme emrine karşı açılacak davada, koşulları bulunuyorsa yürütmenin durdurulması talebinin de ayrıca değerlendirilmesi önem taşır.[7]

Yargılama giderlerini karşılama gücü bulunmayan kişiler, koşulları mevcutsa adli yardım talebinde bulunabilir. Nitekim İstanbul 3. İdare Mahkemesinin E.2023/140 sayılı dosyasında adli yardım talebi kabul edilmiştir.

Cezaevi Yiyecek Bedelinde Beş Yıllık Zamanaşımı

2548 sayılı Kanun'un 2. maddesi, yiyecek bedelinden doğan alacakların mahkûmiyetin sona erdiği tarihten itibaren beş yıllık zamanaşımına tabi olduğunu düzenlemektedir. Kanun'un kullandığı başlangıç tarihi, her somut olayda yalnızca cezaevinden fiilen çıkış tarihiyle eşit kabul edilmemelidir; infaza ve mahkûmiyetin sona ermesine ilişkin kayıtlar birlikte değerlendirilmelidir.

Ayrıca 6183 sayılı Kanun'un 103. maddesinde ödeme, haciz ve ödeme emrinin tebliği dâhil tahsil zamanaşımını kesen işlemler düzenlenmiştir.[2] Bununla birlikte 2548 sayılı Kanun'daki özel başlangıç kuralı ile genel tahsil hükümlerinin somut alacağa nasıl uygulanacağı, gerçekleşmiş işlem ve tarihler belirlenerek incelenmelidir. Bu nedenle yalnızca aradan beş yıl geçmiş olmasına dayanılarak, dosya incelenmeksizin borcun zamanaşımına uğradığı sonucuna varılamaz.

Hukuka Aykırı Tahsil Edilen İaşe Bedelinin İadesi

İaşe bedeli uyuşmazlıkları her zaman ödeme emrinin tebliğiyle başlamaz. Bazı durumlarda kişi, kendisine yapılacak bir kamu ödemesinden kesinti gerçekleştirilmesi veya başka bir tahsilat işlemi uygulanması üzerine borçtan haberdar olabilir. Bu hâllerde ödeme emrine karşı dava ile gerçekleştirilen kesintinin iadesine yönelik hukuki talepler birbirinden ayrılmalıdır.

İstanbul 3. İdare Mahkemesi: Dayanağı iptal edilen kesintinin faizli iadesi

İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 29 Mart 2024 tarihli, E.2023/1244, K.2024/791 sayılı kesin kararına konu olayda, davacıya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uyarınca ödenen 5.000 avro manevi tazminattan cezaevi yiyecek bedeline mahsuben 15.223,94 TL kesinti yapılmıştır. Kesintinin iadesi için idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine iptal ve parasal iade talebiyle dava açılmıştır. [8]

Mahkeme, kesintiye dayanak olan ödeme emrinin daha önce E.2023/140, K.2023/2475 sayılı kararla iptal edildiğini belirlemiştir. Böylece kesintinin hukuki dayanağının kalmadığı sonucuna ulaşmış; zımni ret işlemini iptal ederek 15.223,94 TL'nin dava tarihi olan 5 Eylül 2022'den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine kesin olarak karar vermiştir.

Bu kararın gerekçesi, manevi tazminat alacaklarının her durumda haczedilemeyeceği yönünde genel bir tespit değil, somut kesintinin dayandığı ödeme emrinin iptal edilmesiyle hukuki dayanağını kaybetmesidir. Dolayısıyla başka uyuşmazlıklarda iade talebinin koşulları ve faiz başlangıcı, tahsil işleminin niteliği ile izlenen başvuru yoluna göre ayrıca belirlenmelidir.

Ödeme emrinin iptali ile iade talebi neden ayrı değerlendirilmelidir?

Ödeme emrinin iptali, cebri tahsil sürecinin dayanağını ortadan kaldırabilir; ancak önceden tahsil edilmiş tutarın fiilen geri ödenmesi için yapılacak başvurunun ve gerektiğinde açılacak davanın usulü ayrıca incelenmelidir. İşlemin tesis edilme tarihi, tahsilatın ne zaman ve hangi yöntemle gerçekleştiği, idareye başvuru ve dava tarihleri özellikle önemlidir.

Bu nedenle daha önce yapılan ödeme veya kesintiye ilişkin belgeler korunmalı; yalnızca ödeme emrinin varlığına değil, tahsilatın bağımsız bir idari işlem oluşturup oluşturmadığına ve iade isteminin hangi hukuki yolla ileri sürülebileceğine de bakılmalıdır.

Yargılama Giderleri ve Vekâlet Ücretine İlişkin Danıştay Kararı

Cezaevi yiyecek bedeli davalarında dava konusu tutar düşük olsa bile yargılama giderleri ve karşı vekâlet ücretinin nasıl belirleneceği ayrıca önem taşır. Danıştay 10. Dairesi, 24 Aralık 2025 tarihli, E.2025/5525, K.2025/6441 sayılı kararında, iaşe bedeline ilişkin bir ödeme emri davasında vekâlet ücretinin belirlenmesi konusunu incelemiştir.

Danıştay, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasından doğan davalarda vekâlet ücretinin maktu belirlenmesi gerektiğini; bu nedenle dava konusu 2.380,50 TL ile sınırlı vekâlet ücretine hükmedilmesini hukuka uygun bulmamıştır. İlk derece kararının yalnızca vekâlet ücretine ilişkin bölümü kanun yararına bozulmuştur. Kanun yararına bozma, önceki kesin hükmün taraflar bakımından doğmuş hukuki sonuçlarını değiştirmemektedir.

Bu karar yiyecek bedelinin tahsil şartlarına ilişkin yeni bir esas kararı değil, 6183 sayılı Kanun'a dayanan davalarda yargılama giderlerinden olan vekâlet ücretinin belirlenmesine ilişkin bir karardır.

Uygulamada Sık Karşılaşılan Sorular

e-Devlet'te veya Dijital Vergi Dairesinde yemek borcu görünmesi dava süresini başlatır mı?

Bir borcun elektronik sistemde görüntülenmesi ile ödeme emrinin usulüne uygun tebliği aynı işlem değildir. Ödeme emrine karşı 15 günlük dava süresinin başlangıcı, usulüne uygun tebliğ tarihine göre değerlendirilir. Bununla birlikte sistemde borç görülmesi, ilgili tahsil dairesinden dayanak bordro, tebligat ve ödeme emri belgelerinin temin edilmesini gerektiren önemli bir işarettir.

Ödeme gücü bulunmayan kişinin ne yapması gerekir?

Kişinin ekonomik durumu ile ilgili belgelerini edinmesi ve yiyecek bedeline ilişkin işlem dosyasında ödeme gücü araştırması yapılıp yapılmadığını incelemesi gerekir. Kanun, ödeme gücü olmadığı anlaşılanlardan yiyecek bedeli alınmayacağını düzenlemektedir. Ancak ödeme emri tebliğ edilmişse idareye belge sunulmasıyla yetinilmesi, 15 günlük dava süresinin kaçırılması riskini ortadan kaldırmaz.

Yiyecek bedeli için yalnızca tutuklu kalmış kişilerin durumu nedir?

2548 sayılı Kanun'un 2. maddesi “mahkûm” kavramını kullanırken Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün açıklaması hükümlü ve tutuklulardan alınan yiyecek bedeline ilişkindir.[1][3] Yalnızca tutuklu kalan, sonradan beraat eden veya tutukluluğuna ilişkin ihlal kararı bulunan kişilerin durumu, kişiye yöneltilen alacağın dönemi ve hukuki dayanağıyla birlikte ayrıca ele alınmalıdır. Bir beraat veya ihlal kararının varlığı, incelenen somut yargı kararlarından hareketle bütün iaşe alacaklarının kendiliğinden ortadan kalktığı biçiminde genelleştirilemez.

Borç daha önce tahsil edilmişse aynı tutar için yeniden ödeme emri düzenlenebilir mi?

Daha önce tahsil edilmiş bir tutarın tekrar istenip istenmediği, bordro ve ödeme emri dönemleri ile tahsilat kayıtları karşılaştırılarak belirlenmelidir. Aynı borcun ikinci kez takip edildiği tespit edilirse önceki ödemenin belgelendirilmesi, ödeme emrine karşı ileri sürülebilecek itirazlar bakımından önemlidir. Ayrıca ilk tahsilatın kendisinin hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa tutarın iadesine ilişkin talep ayrı değerlendirilmelidir.

Sonuç

Cezaevi yiyecek bedeli, ceza infaz kurumunda geçirilen süreye bağlı olarak gündeme gelebilen bir kamu alacağı olmakla birlikte, bu alacağın tahsili kanunda gösterilen koşullara bağlıdır. Bordronun düzenlenmesi ve tebliği, ödeme gücünün araştırılması, işyurdu ve ödeme gücü istisnalarının gözetilmesi ile kamu alacaklarının takibine ilişkin kurallara uyulması gerekir.

İstanbul 3. İdare Mahkemesinin E.2023/140, K.2023/2475 sayılı kararı, bordrolar tebliğ edilmiş olsa dahi ödeme gücü araştırması yapılmadan düzenlenen ödeme emrinin iptal edilebileceğini göstermektedir. Aynı Mahkemenin E.2023/1244, K.2024/791 sayılı kararı ise iptal edilen ödeme emrine dayanan bir kesintinin hukuki dayanağını kaybetmesi hâlinde tutarın faizle iadesine ilişkin somut bir yargı uygulaması ortaya koymaktadır.

Bu uyuşmazlıklarda hak kaybını önleyen temel ayrım, borcun varlığına ilişkin işlemler ile borcun tahsiline yönelik işlemlerin ayrı ayrı denetlenmesidir. Özellikle ödeme emrine karşı öngörülen 15 günlük süre nedeniyle, tebligat alındığında işlem ve dayanak belgelerinin gecikmeksizin incelenmesi önem taşır.

Kaynakça

  1. 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun, özellikle m.2 ve m.4.
  2. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, özellikle m.2, m.37, m.55, m.58 ve m.103.
  3. Danıştay 10. Dairesi, 24.12.2025, E.2025/5525, K.2025/6441 (kanun yararına bozma; vekâlet ücreti yönünden).
  4. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, “Hükümlü ve tutuklulardan alınan yiyecek bedelinin tahsili nasıl yapılmaktadır?”
  5. İstanbul 3. İdare Mahkemesi, 07.11.2023, E.2023/140, K.2023/2475 (kesin). Ödeme gücü araştırması yapılmadan düzenlenen ödeme emrinin iptaline ilişkin karar.
  6. Gelir İdaresi Başkanlığı, “Ödeme Emrine Karşı Yapılacak İşlemler”, Mart 2026, Yayın No. 580.
  7. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle m.2, m.11–12 ve m.27.
  8. İstanbul 3. İdare Mahkemesi, 29.03.2024, E.2023/1244, K.2024/791 (kesin). İptal edilen ödeme emrine dayanan kesintinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle iadesine ilişkin karar.

Etiketler

  • #Cezaevi Yemek Borcu
  • #Cezaevi Yiyecek Bedeli
  • #Ödeme Emri
  • #Ödeme Gücü Araştırması
  • #İaşe Bedeli