Ceza Genel Kurulu 2015/708 E. , 2019/414 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 714-321
Sanık ... hakkında hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında
yapılan yargılama sırasında, Sakarya 4. Sulh Ceza Mahkemesince 01.11.2012 tarih ve 755-
920 sayı ile, sanığın hakaret olarak vasıflandırılan eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal
suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine, dosyanın
gönderildiği Sakarya 4. Asliye Ceza Mahkemesince 10.04.2013 tarih ve 714-321 sayı ile,
sanığın eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın
134/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak
yoksunluğuna karar verilmiştir.
Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay
12. Ceza Dairesince 09.02.2015 tarih ve 15359-2143 sayı ile;
“Sanık hakkında düzenlenen 22.10.2012 tarihli iddianamedeki anlatıma ve iddianame
yerine geçen Sakarya 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.11.2012 tarihli görevsizlik kararının
içeriğine göre; sanık ...'ın, mağdur ...'nın kendisinden ayrılıp bir başkasıyla evlenmesine
tepki olarak, mağdurun diz kapağı ile başının arasının görüntülendiği resimlerinin üzerine,
onun adı ve kızlık soyadı ile evlendikten sonra edindiği soyadı ve telefon numarasını yazıp
mağdurun iç çamaşırlarına ve geceliğine zımbaladığı bu resimleri, mağdurun oturduğu
muhitteki binaların duvarlarına astığı ve sokaklara bıraktığı olayda,
Mağdurun özel yaşam alanı kapsamında bulunan iç çamaşırlarının ve geceliğinin afişe
edilmesinin TCK'nın 134/1-1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal, mağdura ait özel
resimlerin ifşa edilmesinin aynı Kanun'un 134/2-1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini
ihlal, mağdurun kişisel veri niteliğindeki kimlik bilgileri ve telefon numarasının rızasına
aykırı şekilde yayılmasının TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme
veya ele geçirme, bu suretle mağdurun onur, şeref ve saygınlığının alenen rencide
edilmesinin aynı Kanun'un 125/1-4. maddesindeki hakaret suçlarını oluşturacağı; ancak, bir
fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığın, TCK'nın 44/1. maddesi
gereğince, en ağır cezayı gerektiren TCK'nın 134/2-1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini
ihlal suçundan cezalandırılması, mağdurun resimlerini bir suç işleme kararının icrası
kapsamında birden fazla defa ifşa eden sanığa hükmedilen cezada TCK'nın 43/1. maddesi
gereğince artırım yapılması, diğer suçlardan ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar
verilmesi gerekirken, mağdurun özel yaşam alanı kapsamındaki eşyasıyla beraber
mağdurun özel hayatına ilişkin görüntülerinin ifşa edildiği kabul edildiği hâlde, fikri içtima
hükmü nazara alınmaksızın yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle sanık hakkında TCK'nın
134/1-1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyet hükmü kurularak
sanığa eksik ceza tayin edilmesi," isabetsizliğinden CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca
ceza miktarı itibarıyla sanığın kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar
verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.04.2015 tarih ve 158622 sayı ile;
"Sanık ...'nin, katılan ...'nın bırakmış olduğu iç çamaşırlarını ve resimlerini alarak bir şekilde
Camili Mahallesindeki bir kısım binaların kapılarına ve duvarlarına asmak yahut astırmak
şeklinde kabul edilen eylemlerinin TCK'nın 125/1, 134/1, 134/2 ve 43. maddelerinde yazılı
suçları oluşturduğu, ancak sanık, öç almak ve katılanı toplum nezdinde küçük düşürmek
amacıyla hareket etmiş olup kastının birden fazla suça yönelik olduğu görülmemektedir.
Sanık, tek suç işleme kastıyla hareket edip birden fazla icrai harekette bulunarak suçu
işlemektedir. Bu suçlara yönelik icrai hareketlerin birbiriyle örtüşmesi söz konusudur. Bu
itibarla TCK'nın 125/1, 134/1, 134/2 ve 43. maddelerinde yazılı suçların ortak icrai
hareketlerle gerçekleştiği kabul edilerek sanık hakkında TCK'nın 44. maddesinde
düzenlenen fikri içtima hükmü uyarınca en ağır cezayı gerektiren TCK'nın 134/2. maddesi
gereğince mahkûmiyet hükmü kurulması gerekmektedir.
Ancak sanık ...'nin, katılan ...'ın özel hayatının gizliliğini ihlal etmesi dışında ayrıca TCK'nın
136/1. maddesinde yazılı kişisel veri niteliğinde bulunan kimlik bilgilerinin ve telefon
numarasının, rızasına aykırı olarak yayılmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği
eyleminde, katılana yönelik tek suç işleme kastıyla hareket etmemiş, katılanın kimlik
bilgileri ile telefon numarasını elde eden üçüncü kişilerin katılanı rahatsız etmesi ve katılanın
cinsel taciz ve saldırıya maruz kalması amacıya hareket etmiştir.
TCK'nın 136/1. maddesinde yazılı suçun icrai hareketleri, önceki bölümde açıklanan özel
hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından farklı olup sanık, katılanın kimlik bilgilerinin ve
telefon numarasının temin edilmesi suretiyle katılan ...'nın aşağılanması ve küçük
düşürülmesinin yanında, üçüncü kişiler tarafından rahatsız edilmesi ve cinsel yönden taciz
edilmesi kastıyla hareket etmiştir.
Sanığın gerçekleştirdiği özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ile kişisel verileri açıklama ve
yayma suçunun icrai eylemlerinin birbirlerinden farklı olması durumunda bile aynı sonuca
yönelmiş tek suç işleme kararıyla işlenmesi hâlinde, icrai hareketlerin birbiriyle örtüştüğü
kabul edilmekte ve işlenen birden fazla suçla ilgili TCK'nın 44. maddesi uygulanmaktadır.
Ancak sanık ...'in gerçekleştirdiği tüm icrai eylemler göz önüne alındığında, sanığın tek suç
işleme kastı bulunmamaktadır. Sanık, katılana yönelik özel hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret
suçlarında katılanı küçük düşürme amacıyla hareket ederek suçu işlemekte, diğer yandan
farklı icrai hareketlerle, katılanın kimlik bilgilerinin ve telefon numarasının temin edilmesi
suretiyle katılanın aşağılanması ve küçük düşürülmesinin yanında, üçüncü kişiler tarafından
rahatsız edilmesi ve cinsel yönden taciz edilmesi kastıyla hareket etmektedir.
Maddi olayda birden fazla suç işleme kararı bulunduğundan, sanık hakkında TCK'nın 134/2
ve 43/1. maddelerinin yanında, ayrıca TCK'nın 136/1. maddesinde yazılı bulunan verileri
hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu oluşmaktadır. Bu suçla ilgili olarak
TCK'nın 44. maddesinde yazılı fikri içtima kuralları uygulanmamalıdır.
Bu itibarla, sanık ...'nin, katılan ...'nın evde bırakmış olduğu iç çamaşırlarını ve resimlerini
alarak Camili Mahallesindeki bir kısım binaların kapılarına ve duvarlarına asmak yahut
astırmak şeklindeki eylemlerinin, TCK'nın 125/1, 134/1, 134/2 ve 43. maddeleri
kapsamında bulunduğu ve bu eylemleri hakkında TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır
cezayı gerektiren TCK'nın 134/2 ve 43. maddeleri uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi
gerektiği,
Diğer yandan, sanık ...'nin, katılan ...'ın kişisel veri niteliğinde bulunan kimlik bilgilerinin ve
telefon numarasının rızasına aykırı olarak yayılmasını sağlama eyleminde, sanığın tek suç
işleme kastıyla hareket etmediği, sanığın, kimlik bilgileri ile telefon numarasını elde eden
kimsenin katılanı rahatsız etmesi ve cinsel taciz ve saldırıya maruz kalmasını sağlamak
amacıyla hareket ettiği ve sanığın eyleminin TCK'nın 136/1. maddesinde yazılı verileri
hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturduğu,
Sanık hakkında TCK'nın 136/1. maddesi gereğince atılı suçtan ayrıca hüküm kurulması
gerektiği gözetilmeden bu suçla ilgili TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima
hükümlerinin uygulanması gerektiği ileri sürülerek sanık hakkında yalnızca TCK'nın 134/2
ve 43. maddeleri uyarınca hüküm kurulması hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle
itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 29.06.2015
tarih ve 9412-12049 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay
Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan
gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak
suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, özel hayatın gizliliğini ihlal
suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca
çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, katılanın diz kapağı ile başı arasındaki kısmının
görüntülendiği fotoğrafların üzerine, adı ve kızlık soyadı ile evlendikten sonra edindiği
soyadı ve telefon numarasını yazarak katılanın iç çamaşırlarına ve geceliğine zımbalayıp
katılanın oturduğu bina ile başka binalara ve sokaklara bırakması şeklinde gerçekleşen ve
Özel Dairece eylemin TCK'nın 134/1, 134/2, 136/1 ve 125/1-4. maddelerindeki suçları
oluşturduğu kabul edilen olayda; sanığın, TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı
gerektiren TCK'nın 134/2 ve 43. maddeleri uyarınca mı yoksa TCK'nın 134/2 ve 43.
maddeleri ile birlikte ayrıca 136/1. maddesi uyarınca mı cezalandırılması gerektiğinin
belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılanın, diz kapağı ile başı arasındaki kısmının görüntülendiği fotoğrafların üzerine adı ve
kızlık soyadı ile evlendikten sonra edindiği soyadı ve telefon numarasının yazılarak iç
çamaşırlarına ve geceliklerine zımbalanıp oturduğu bina ile başka binalara ve sokaklara
bırakıldığı yönünde şikâyette bulunarak söz konusu eşyayı kolluk görevlilerine teslim etmesi
üzerine soruşturmanın başladığı,
Kolluk görevlilerince tutulan 24.07.2012 tarihli tutanakta; katılan tarafından teslim edilen
iki poşet içerisindeki iç çamaşırları ve geceliklerin üzerinde damga teli ile tutturulmuş diz
kapağı ile başı arasındaki kısmının görüntülendiği fotoğrafların bulunduğu ve fotoğrafların
üzerinde de “Selma KARAKULLUKÇU 0534 512 .... yeni soyad KOTAN” ibarelerinin olduğu
bilgilerine yer verildiği,
Katılan ...'ın; sanık ile 7 yıl kadar birlikte yaşadıktan sonra yaklaşık 1 yıl önce ayrıldıklarını,
5 ay önce bir başkasıyla evlendiğini ve Adapazarı'nda ikamet ettiğini, 10.07.2012 tarihinde
saat 07.00 sıralarında aynı binada oturduğu ...'nun elinde çeşitli renklerde iç çamaşırları ve
geceliklerle gelerek “Bu çamaşırların üzerinde senin fotoğrafların takılı ve üzerinde de ismin
ve numaran yazılı, bunları binanın giriş kapısında buldum.” dediğini, çamaşırlara baktığında
sanık ile birlikte yaşarken kullandığı çamaşırlar olduğunu, fotoğrafların da kendisine ait
olduğunu gördüğünü, aynı gün saat 22.00 sıralarında Hülya'nın kendisine, üzerinde
fotoğraflarının takılı olduğu çamaşırlardan binanın yanındaki parkta da olduğunu söylemesi
üzerine parka gittiğinde, üzerinde fotoğrafları bulunan gecelik ve iç çamaşırının parktaki
kamelyada asılı olduğunu gördüğünü, yaptığı araştırma sonucunda bu işi sanığın yaptığını,
iç çamaşırları ile fotoğraflarını Sakarya ili ve ilçelerindeki muhtelif sokaklara da bıraktığını,
ayrıca etrafta çıplak vaziyette çekilmiş fotoğraflarını internette yayınlayacağı şeklinde
konuştuğunu öğrendiğini, dayısı olan ...'e de sanığın “Selma'nın iç çamaşırlarını ben serdim,
hatta daha fazla pislikler yapacağım” dediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan ettiği,
Tanık ...'nun; 10.07.2012 tarihinde saat 06.50 sıralarında işe gitmek üzere ikametinden
çıktığı esnada, komşusu olan katılanın fotoğraflarının zımbalandığı iç çamaşırlarının evinin
kapısının koluna, binanın kapısına ve duvarlarına asılmış olduğunu gördüğünü, bunun
üzerine çamaşırları ve fotoğrafları toplayıp katılana götürdüğünü, aynı şekilde katılanın
fotoğraflarının zımbalandığı iç çamaşırlarını sokakta, bir arabanın üzerinde ve parkta da
gördüğünü anlattığı,
Tanık ...'in; Hendek ilçesinde ikamet ettiğini, yeğeni olan katılan ile sanığın daha önce
birlikte yaşadıklarını, yaklaşık iki hafta önce ikametinin yan tarafındaki bahçe duvarının
demirlerinde iç çamaşırları asılı olduğunu ve üzerinde de katılanın fotoğrafının bulunduğunu
gördüğünü, bunun üzerine sanığı arayıp “Kapının önüne iç çamaşırı asılmış, bunu sen mi
yaptın.” diye sorduğunu, sanığın da “Evet, ben yaptım. Selma bana çok çektirdi, ben de ona
çektireceğim.” şeklinde cevap verip telefonu kapattığını, sanığın başka yerlere de bu şekilde
iç çamaşırı ve fotoğraf koyduğunu söylediği,
Hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen ...'in; yaklaşık bir ay önce sanıkla
kahvehanede sohbet ederken sanığa “Selma ile evlenmiyor musunuz” diye sorduğunu,
sanığın “Yok, Selma beni bırakıp gitti.” şeklinde cevap verdiğini, sanığa “Yapma, eşindir,
tekrar bir araya gelin.” demesi üzerine sanığın “Yok, o beni rezil etti, ben de onun evde
bulunan iç çamaşırlarını evinin bulunduğu yere ve duraklara asacağım.” dediğini, yaklaşık
bir hafta sonra da sanığın katılanın iç çamaşırlarını duraklara ve evinin çevresine astığını
duyduğunu ifade ettiği,
Sanık ...'nin suçlamaları kabul etmediği,
Anlaşılmıştır.
Anayasamızın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası; "Herkes, özel
hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile
hayatının gizliliğine dokunulamaz." şeklinde olup maddeye 13.05.2010 tarihli Resmî
Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle; "Herkes,
kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin
kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların
düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp
kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hâllerde
veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller
kanunla düzenlenir.” biçimindeki üçüncü fıkra eklenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8.
maddesinde de; "1- Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı
gösterilmesi hakkına sahiptir.
2- Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla
öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik
refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir." hükmü bulunmaktadır.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından 5237 sayılı TCK’nın "Özel
Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen "özel hayatın gizliliğini
ihlal" ve "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçları üzerinde
durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı
bir suç olarak öngörülen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği TCK'nın 134.
maddesi;
"(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya
adli para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle
ihlal edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı
oranında artırılır.” şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 81. maddesiyle; maddenin birinci
fıkrasında yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla
kadar hapis” ve “cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz” ibaresi “verilecek ceza bir kat
artırılır” şeklinde, ikinci fıkrası da "Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka
aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa
edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezaya
hükmolunur." biçiminde değiştirilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukuki yarar; özel hayatın
gizliliği ve korunması hakkıdır. Kişilerin özel hayatlarının gizliliğinin korunmasını isteme
hakları olması nedeniyle bu suçun işlenmesi sonucu özel hayatlarının gizliliği ihlal edilmiş
olmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması
zorunludur.
Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişilerin özel hayatının gizliliğinin
ihlalidir. Gizliliğin ne şekilde ihlal edildiğinin suçun temel şekli bakımından bir önemi olmayıp
bu yönüyle serbest hareketli bir suçtur. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması
suretiyle ihlal edilmesi ise suçun aynı fıkranın ikinci cümlesinde düzenlenen nitelikli hâlini
oluşturacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı
olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan "ifşa"
kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak
tanımlanmıştır. Özel hayata ilişkin her hususun değil, yalnızca görüntü veya seslerin ifşa
edilmesi bu fıkradaki suçun oluşumuna sebebiyet verecektir. Bu görüntü veya sesler,
hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği gibi birinci fıkrada tanımlanan suçun
işlenmesi suretiyle de elde edilmiş olabilir. Özel hayata ilişkin bu kayıtların, taksirle ya da
tamamen hukuka uygun elde edilmiş olsa dahi, bilerek, isteyerek ve ilgilisinin bilgisi ve
rızası dışında ifşa edilmesi, bu bağlamda içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya
kişilerin bilgisine sunulması maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suçu oluşturacaktır.
İfşanın kabulü için, görüntü veya sesin ilgili olduğu kişinin anlaşılması, en azından
anlaşılabilir olması ya da açıklanması gerekmektedir. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın
hukuka aykırı olması gerekmektedir.
Bu suçlar ancak kasten işlenebilen suçlardan olup suçun oluşumu için saik aranmaz.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili TCK'nın "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme"
başlıklı 136. maddesi ise; "Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan
veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde iken,
suç tarihinden sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526
sayılı Kanun'un 4. maddesiyle suçun cezasının alt sınırı “iki yıla” çıkartılmıştır.
TCK'nun 136. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukuki yarar, genel olarak kişilerin
özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel
veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli
olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı
korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer "sır"
olmayıp, verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır.(Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları ve
İnternet İletişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 4. bası, s.579, 588-593)
Suçun konusu, kişisel verilerdir. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan Kanunlarda, suçun
konusunu oluşturan kişisel veriden ne anlaşılması gerektiğine ilişkin bir tanım yer almayıp
TCK'nın 135. maddesinin gerekçesinde; “Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri
olarak kabul edilmelidir. Söz konusu suç tanımında kişisel verilerin bilgisayar ortamında
veya kağıt üzerinde kayda alınması arasında bir ayırım gözetilmemiştir.” denilmiştir.
Suç tarihinde sonra 07.04.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6698
sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendinde "Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her
türlü bilgiyi...ifade eder." şeklinde tanım yapılmış, maddenin gerekçesinde ise; "Kişisel veri,
kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Bu
bağlamda sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini
sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve sair
özelliklerine ilişkin bilgiler de kişisel veridir. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması,
mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin
tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik,
kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik,
vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin
belirlenmesini sağlayan tüm hâlleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası,
sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları,
parmak izleri, genetik bilgiler gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme
özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir." açıklamasına yer verilmiştir.
28.01.1981 tarihli ve 108 nolu Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması
Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme'nin 2/a maddesinde ise;
“Kişisel nitelikteki veriler; kimliği belirtilen veya belirtilebilen gerçek kişiyle ilgili tüm bilgileri
ifade eder." denilmiş, 1995 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Topluluğu Veri Koruma
Yönergesi'nin 2. maddesinde de kişisel veri; "doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bir
gerçek kişi ile ilintili olabilecek ve onu belirlenebilir kılacak her türlü bilgi" olarak
belirtilmiştir.
Kişilerin, sadece insan olması ve toplumdaki yeri, bazı değerleri kişisel veri hâline
getirmektedir. Örneğin; kişinin adı, adresi, kimlik bilgileri, medeni durumu vb... Bunun
yanında teknolojik gelişmeler nedeniyle gittikçe karmaşıklaşan toplum hayatındaki bir takım
bilgiler de kişisel veri hâline gelmiştir. Örneğin; vatandaşlık numarası, banka hesap
numarası, telefon numarası, elektronik posta adresi ve şifresi vb... Dolayısıyla farklı
gruplandırmalar bulunmakla birlikte kişisel verilerin iki başlık altında toplanması
mümkündür. Birinci grupta; insanın varoluşundan kaynaklanan kişiliğine ait bilgiler, ikinci
grupta ise; teknolojinin gelişmesiyle insanın modern toplumda yer alması nedeniyle
kendisine verilen ya da çeşitli hizmetlere ulaşmasında kullanılan bilgiler yer almaktadır.
Ancak her iki grupta yer alan bilgilerin de kişisel veri olarak hukuk düzenindeki değeri ve
korunmaları açısından bir fark bulunmamaktadır. (Murat Volkan Dülger, s.577)
TCK'nın 136. maddesindeki "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçu,
seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin
başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki
seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.
"Kişisel verileri bir başkasına verme" seçimlik hareketinde, maddede geçen "başkası" gerçek
bir kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecek, veriler bu kişilere elden, posta ya da internet
üzerinden elektronik posta ile vb. şekillerde verilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe
Sözlüğünde "vermek"; "üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek,
iletmek, düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek" şeklinde
açıklanmıştır. Bu seçimlik harekette verilerin hukuka uygun ya da aykırı yöntemle elde
edilmiş olmasının önemi bulunmamakta olup önemli olan husus verme eyleminin hukuka
aykırı olmasıdır.
"Kişisel verileri yayma" seçimlik hareketi de çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilecektir;
internet üzerindeki bir web sitesinde kişisel verileri yayınlamak, birçok kişiye elektronik
posta ile ya da telefondan kısa mesajla göndermek, yazılı ya da görsel medyada yayınlamak
gibi... Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde "yaymak"; "birçok kimseye duyurmak,
çevreye dağılmasına sebep olmak" olarak açıklanmıştır.
"Kişisel verilerin ele geçirilmesi" seçimlik hareketi ise kişisel verilerin kayıtlı olduğu
belgelerin alınması ya da kayıtlı olduğu bilişim sisteminden ele geçirilmesi vb... şekillerde
gerçekleştirilebilecektir. Ele geçirme fiili, başkasının hâkimiyeti altında bulunan bir kişisel
verinin, failin hâkimiyeti altına girmesi ile gerçekleşmiş olacaktır.
Bu suçta herhangi bir neticenin gerçekleşmesi aranmadığından maddede sayılan seçimlik
hareketlerin yapılmasıyla suç oluşacaktır. Bu açıdan TCK'nın 136. maddesindeki "verileri
hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" soyut bir tehlike suçudur.
Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik
aranmaz.
Uyuşmazlıkla ilgili olarak ele alınması gereken diğer suç olan hakaret, 5237 sayılı TCK’nın
125. maddesinde;
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya
olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında
hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.
(2)Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde,
yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3)Hakaret suçunun;
a)Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b)Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından,
değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun
davranmasından dolayı,
c)Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4)Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5)Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde
suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça
ilişkin madde hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında
ise nitelikli hâlleri düzenlenmiş, madde gerekçesinde de; “Hakaret fiillerinin
cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum
içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.” açıklaması yapılmıştır. Buna göre,
suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup somut bir fiil veya olgu isnat etme ya
da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu
oluşturacaktır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı
Kanun'daki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmıştır. Hakaret fiillerinin
cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum
içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğundan, bu suçun oluşabilmesi için,
davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir
fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile
gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise
hakaret suçu oluşacaktır.
Son olarak uyuşmazlığın çözümü açısından fikri içtima üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza
vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim
Adalet Komisyonu raporunda bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil
varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun
istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir
suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza,
bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı
TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri
içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde
ve Kanun'un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden
ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci
fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde düzenlenmiştir.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden
fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren
suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup hükmün uygulanabilmesi için işlenen
bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması
nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem”
kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne
geçilmesini amaçlamış, “erime sistemini" benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının
cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Bu bağlamda, “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi
gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi
oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus,
doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden
dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir
anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu
söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok
olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil
olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması
hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir.
Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek
olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla
hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan
hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de benzer nitelikte
görüşler ileri sürülmüştür. (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel
Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2016, s.492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku
Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 462 vd., Mehmet Emin Artuk -
Ahmet Gökçen - Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Bası,
Ankara, 2013, s.653 vb.)
5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının
bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça
istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim
TCK'nın 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi
sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya
hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.
Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki
anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili
kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde
belirlenebilecektir.
Görüldüğü gibi, kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı
suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması
kanun gereğidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen farklı neviden fikri içtima hükmünün uygulanması için
hukuki anlamda tek olan bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması ve işlenen suçlarla ilgili
kanunda açıkça fikri içtima hükmünün uygulanmasının engellenmemiş olması gerekmekte
olup anılan maddenin uygulanma şartları arasında “tek suç işleme kastı" koşulunun
bulunmadığı, bu itibarla sanığın uzun süre birlikte yaşadığı katılanın kendisinden ayrıldıktan
kısa bir süre sonra bir başkasıyla evlenmesine tepki olarak katılanın diz kapağı ile başı
arasındaki kısmının görüntülendiği fotoğrafların üzerine, adı ve kızlık soyadı ile evlendikten
sonra edindiği soyadı ve telefon numarasını yazarak katılanın iç çamaşırlarına ve geceliğine
zımbalayıp katılanın oturduğu bina ile Adapazarı ve Hendek ilçelerindeki bir kısım binalara
ve sokaklara bıraktığı olayda; sanığın, katılanın özel yaşam alanı kapsamında bulunan iç
çamaşırlarını ve geceliğini ifşa etmesinin TCK'nın 134. maddesinin birinci fıkrasının birinci
cümlesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu, katılanın özel hayatına ilişkin fotoğrafları
hukuka aykırı şekilde ifşa etmesinin TCK'nın 134. maddesinin ikinci fıkrasının birinci
cümlesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu, katılanın kişisel veri niteliğindeki ad, soyad
ve cep telefonu numarasını hukuka aykırı şekilde yaymasının TCK'nın 136. maddesindeki
verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturduğu, sanığın
gerçekleştirdiği bu eylemlerin, aynı zamanda katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide
edebilecek nitelikte olması nedeniyle TCK'nın 125. maddesinin birinci ve dördüncü fıkralar
uyarınca alenen hakaret suçunun da oluştuğu, ancak sanığın, üzerinde katılanın kişisel veri
niteliğindeki bilgileri bulunan özel hayatına ilişkin fotoğraflarını, katılanın özel yaşam alanı
kapsamında kalan eşyasının üzerine zımbaladıktan sonra bunları yayma suretiyle açığa
çıkarmaktan ibaret ve hukuki anlamda tek olan fiili ile birden fazla suç oluştuğundan
hakkında TCK’nın 44. maddesi uygulanmak suretiyle oluşan suçlardan en ağır cezayı
gerektiren TCK'nın 134. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza tayin edilmesi ve katılanın
özel hayatına ilişkin fotoğrafları bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik
zamanlarda ve değişik yerlerde birden fazla ifşa etmesi nedeniyle hükmolunacak cezada
TCK'nın 43. maddesi uyarınca artırım yapılması gerekmektedir.
Bu itibarla, Özel Dairenin bozma kararı isabetli olup haklı nedene dayanmayan Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Öte yandan, farklı neviden fikri içtima koşulların oluşması nedeniyle faile tek bir ceza
verilmesi, ancak hükümde fikri içtima ilişkisi içinde bulunan suçlardan her birinin ayrı ayrı
gösterilmesi gerekir ise de ortada tek bir fiil bulunması nedeniyle sanık hakkında bu
suçlardan cezası en ağır olan TCK'nın 134. maddesinin ikinci fıkrasından hüküm
kurulmasıyla yetinilmeli, ayrıca diğer suçlardan hüküm kurulmasına yer olmadığına şeklinde
karar verilmemelidir.
Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ... ve ...; "Sanık hakkında TCK'nın 136. maddesinde
düzenlenen 'Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçundan açılmış bir
kamu davası bulunmadığı" görüşüyle itirazın değişik gerekçe ile reddi yönünde oy
kullanmışlar,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanığın, özel hayatın gizliliğini
ihlal, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve hakaret suçlarını oluşturan
eylemlerinden dolayı ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği, TCK'nın 44. maddesinde
düzenlenen fikri içtima hükmünün uygulanma koşullarının bulunmadığı" düşüncesiyle
itirazın değişik gerekçe ile kabulü yönünde,
Üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "İtirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" yönünde karşı
oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ
EDİLMESİNE, 09.05.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.