12. Ceza Dairesi 2018/8360 E. , 2019/9056 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suçlar : Şantaj, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
Hükümler : 1- Şantaj suçundan dolayı TCK’nın 107/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun
107/1, 52/2, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
2- Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan dolayı TCK’nın 136/1,
53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
Şantaj ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından sanığın
mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya
incelenerek gereği düşünüldü:
A) Şantaj suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık ...’ın, ayrıldığı kız arkadaşı olan mağdur ...’ya,
2.500,00 TL parayı vermemesi halinde, müstehcen görüntülerini babasına gönderip onu
rezil edeceği tehdidiyle şantajda bulunması biçiminde sübutu kabul edilen eyleminden
dolayı TCK'nın 61/1. madde ve fıkrasında yer alan ölçütlerden suçun işleniş biçimi, meydana
gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ve sanığın kastının yoğunluğu dikkate alınarak, aynı
Kanunun 3/1. madde ve fıkrası gereğince işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde
maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmedilmesi
gerekirken, temel cezanın asgari hadden tayini, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma
nedeni olarak kabul edilmemiştir.
TCK'nın 107/2. madde ve fıkrası yollamasıyla aynı Kanunun 107/1. madde ve fıkrasında bir
yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası öngörüldüğü ve
mahkemece temel ceza 1 yıl hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlendiği halde hüküm
fıkrasında “teşdiden” ibaresine yer verilmiş ise de, bu ibarenin, sehven yazıldığı açıkça
anlaşıldığından, hüküm fıkrasının A harfi ile gösterilen bölümünün 1 numaralı paragrafındaki
“ve teşdiden” ibaresinin mahallinde hüküm fıkrasından çıkarılmak suretiyle düzeltilebileceği
kabul edilmiştir.
T.C. Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan 2014/140 esas, 2015/85
karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış
olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının
yeniden değerlendirilmesi gerekliliğinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Bu sebeple sanık hakkında TCK'nın 53. maddesi tatbik edilirken, 3. fıkraya aykırılık
oluşturacak şekilde, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hak ve
yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğuna, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve
kayyımlık yetkileri açısından “koşullu salıverilme tarihine kadar”, diğer kişiler yönünden ise,
“hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi
isabetsizliği de bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma
sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,
sanık müdafiinin sübuta, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine, suçun
unsurlarının oluşmadığına, aynı eylemden dolayı iki ayrı mahkumiyet hükmü kurulduğuna,
fazla ceza hükmedildiğine, takdiri indirim maddesinin uygulanmamasına, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmamasına, hükmolunan cezanın ertelenmemesine ilişkin temyiz
itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,
B) Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan kurulan hükme yönelik
temyiz isteminin incelenmesine gelince;
Kişilerin özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesi, TCK'nın 134/1. madde ve fıkrasının 1.
cümlesinde suç olarak düzenlenmiş olup, özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta,
başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve
mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde
başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir.
Bir olay ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum
içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan
davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri,
müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasında ise belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü
bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak
verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan
“kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde
başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik
numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim
yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta
adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik
örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü,
sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda
yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek
kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 esas, 2014/331
sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK'nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin
korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına
ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili
her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her
türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi
fiilleri TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve
bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul
edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun
uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her
eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri
dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından
kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir
hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket
ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.
Ayrıca, bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku
bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında,
resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere
sabitlenmesi TCK'nın 134/1. madde ve fıkrasının 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi,
yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması,
aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin
bilgisine sunulması TCK'nın 134/2. madde ve fıkrasında özel hayatın gizliliğini ihlal suçu
kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesi, yasal
anlamda, TCK'nın 136/1. madde ve fıkrası kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, sanık ...’ın, mağdur ... ile
aralarındaki arkadaşlık ilişkisi sona erdikten sonra, “Sfy ...” isimli sahte facebook hesabı
açıp, bu hesapta, mağdurla birlikte çektirdikleri özel fotoğrafları yayımlamak suretiyle
TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
İddianamede yazılı sahte facebook hesabındaki fotoğraflarda, sanıkla beraber çekim yapan
cihaza odaklanan mağdurun, yanında yatan ve çıplak vaziyette olan sanığa sarılmış ve
göğüs hizasından itibaren çekilmiş görüntüsünün kaydedildiği dikkate alındığında,
Sanıkla aralarındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu kendisinde saklı tutan mağdurun, cinsel
ve fiziksel mahremiyetine ilişkin özel yaşam alanı kapsamındaki fotoğraflarının, onun
rızasına aykırı şekilde yayımlanması eyleminin, TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasındaki
görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu
gözetilerek, TCK'nın 134. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun, aynı Kanun'un
139/1. madde ve fıkrası gereğince soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi olup,
mağdurun, soruşturma evresinde alınan 22.10.2013 tarihli ifadesinde sanığa yönelik
şikayetinden vazgeçtiğini beyan etmesi ve dosya kapsamı itibariyle CMK'nın 223/9. madde
ve fıkrası kapsamında derhal beraat kararı verilmesini gerektiren haller de bulunmaması
karşısında, kovuşturmada şikayet koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle sanık hakkında
açılan davanın TCK’nın 134/2, 139/1, 73/1 ve CMK’nın 223/8. madde ve fıkraları gereğince
düşmesine karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde verileri hukuka
aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden,
hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan
1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama
gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün
bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; iddianamede verileri hukuka
aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu olarak nitelendirilen ve TCK’nın 134/2. madde ve
fıkrasındaki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu
oluşturduğu anlaşılan eylemden dolayı sanık hakkında açılan davanın TCK’nın 134/2, 139/1,
73/1 ve CMK’nın 223/8. madde ve fıkraları gereğince DÜŞMESİNE, 18.09.2019 tarihinde
oybirliğiyle karar verildi.