12. Ceza Dairesi 2014/607 E. , 2014/16665 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 12 - 2013/133761
Mahkemesi : Giresun 2. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 22.02.2013
Numarası : 2012/351-2013/111
Suç : Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin
hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da
ele geçirilmesi, TCK'nın 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele
geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve
görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı
kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, aynı Kanunun 137. maddesinde
cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan
“kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde
başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik
numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim
yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta
adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik
örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü,
sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda
yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek
kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. Herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla
ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak
kabul edilmekte ise de, anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla
genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz
sonuçların doğmaması için, maddenin uygulamasında, somut olayın özellikleri dikkate
alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul
edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun
bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini
bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.
TCK'nın 136/1. maddesinin, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun
veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele
geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı
üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için,
kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi,
yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir. Kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi,
hafızada tutulan kişisel verilerin başkalarına açıklanması, kişisel verilere salt duyu organları
aracılığıyla vakıf olunması, ancak TCK'nın 134/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen özel
hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, sanık Turgut'un, ayrıldığı kız arkadaşı
olan şikayetçinin, kendisinde kayıtlı olan kişisel veri niteliğindeki telefon numarasını,
şikayetçinin rızası dışında diğer sanık Onur'a verdiği olayda; şikayetçinin telefon numarasını
hukuka aykırı olarak yayan sanık Turgut ile telefon numarasını hukuka aykırı olarak ele
geçiren sanık Onur'un eyleminin, TCK'nın 136/1. maddesine uyan verileri hukuka aykırı
olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, ayrı ayrı mahkumiyetleri
yerine, “telefon numarası vermek şeklinde gerçekleşen eylemin kişisel verilerin ele
geçirilmesi ve yayılması olarak değerlendirilemeyeceği” biçimindeki isabetsiz gerekçeyle
beraatlerine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden,
hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta
olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA,
07.07.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Sanık Turgut’un, kendisinde kayıtlı katılana ait telefon numarasını diğer sanık Onur’a
vermesi şeklinde gerçekleşen olayda, mahalli mahkemenin kişisel verileri verme ve ele
geçirme suçunun oluşmadığına dair beraat kararı, dairemiz çoğunluğunca eylem TCK’nun
136/1. maddesi kapsamında kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme
olarak değerlendirilip hüküm bozulmuştur. Biz aşağıdaki gerekçelerle bozma içeren
düşünceye katılmıyoruz.
İtiraz gerekçelerimiz; Türk Ceza Kanunu’nda kişisel verilerle ilgili bir tanım ve
sınırlandırmanın yapılmaması nedeniyle kişisel verilerle ilgili maddeler suçta ve cezada
kanunilik ilkesini ihlal ettiğinden Anayasa’ya aykırı oldukları, tanım yapılmamasının
sınırlarını suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesi nazara alınarak belirlenmesi ve son
olarak ta eylemin özel kanunlardaki düzenlemeler nazara alınarak çözümlenmesi ve bu
haliyle ceza hukuku alanında değerlendirilemeyeceği başlıklarında olacaktır.
Bunlar;
1-Yürürlükteki mevzuatta kişisel veri tanımının yapılmadığı gözetildiğinde kişisel verilerle
ilgili suçların düzenlendiği TCK'nın 135 ve 136. maddeleri suçta ve cezada kanunilik ve
belirlilik (açıklık) ilkesine uymadığından Anayasa’ya aykırıdırlar. Kişisel verilerle ilgili suç
düzenlemeleri ilk olarak 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 135,
136 ve 138. maddeleri ile ceza mevzuatımıza girmiştir. TCK'nın 135. maddesinde kişisel
verilerin kaydedilmesi, 136. maddesinde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele
geçirme, 138. maddesinde ise verileri yok etmeme suçu düzenlenmiştir.
Kişisel verilerin kaydedilmesinin düzenlendiği 135. maddenin gerekçesinde "Suçun konusu
kişisel verilerdir. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir."
şeklinde bir açıklama bulunmaktadır.
Peki, kişiyle ilgili her türlü bilgiler nelerdir. Bunların bir kısmını sıralayacak olursak:
Kişinin; Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, adı, soyadı, doğum tarihi, doğum yeri, nüfusa
kayıtlı olunan yer (İl, İlçe, mahalle veya köy), anne ve baba adı, medeni hali (Evli, bekâr,
boşanmış), nüfusa kayıtlı olduğu cilt ve aile sıra no, kan grubu, evlenme tarihi, boşanma
tarihi ve mahkeme kararı bilgileri, adı-soyadı veya diğer kayıt düzeltmeleri, vatandaşlıktan
çıkarılma bilgileri, evlatlık ilişkisi, adresi, dini, bitirilen okullar (ilk-orta-yüksek), hastalıkları,
hastalıkları ile ilgili tahlil sonuçları (DNA bilgileri), mali durumu (servet, aldığı ücretler),
ahlaki eğilimleri, zaafları, çevre ile ilişkileri, hatıra, anı ve günlükle ilgili defterindeki bilgileri,
siyası görüşü (oy verdiği partiler, üye olduğu dernekler), alışkanlıkları, sevdiği kitaplar veya
gazeteler, alışveriş eğilimleri, vergi numarası, e posta adresi ve şifresi, banka bilgileri,
bilgisayarının IP numarası, emeklilik ve kurum sicil numarası, aldığı ödüller, parmak izi,
avuç içi izleri, mektupları, yazıları, kitapları, telefon numaraları, mesajları, fiziki kimliği (boy,
kilo, engellilik durumu, ten rengi, göz rengi, saç rengi ve şekli, sesi, genel görünüm, ayak
ve beden numarası ) ve çok daha fazla bilgi kişisel veri kapsamında değerlendirilebilecektir.
Acaba bu kadar bilgilerden hangilerinin kaydı veri olarak kabul edilip kayda alınması (TCK,
m.135) ve hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu olarak (TCK, 136) kabul edilip
üst sınırı 4 yıla kadar hapis cezası ile bu suçları işleyenler cezalandırılacaktır. Bilgilerden de
anlaşılacağı gibi, bunların büyük bir çoğunluğu herkes tarafından bilinmektedir. O halde
herkes tarafından maruf ve meşhur olan kişiyle ilgili bir bilgiyi kaydetmenin, birisine
vermenin veya yaymanın suç olarak cezalandırılması nasıl olacaktır. İşte burada karşımıza
bu suçları işleyenler bakımından tanım yapılmamasının zararı olan suçta ve cezada kanunilik
ve belirlilik ilkesinin ihlali çıkmaktadır. (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kambur, Koray
Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, 2.B, Ankara 2011,
s.517)
Anayasa Mahkemesi suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesine bağlı kalınmasının
gerekliliğine kararlarında vurgular yapmaktadır. (Anayasa Mahkemesinin, 7.7.2011/69-116
sayılı kararı)
Bilimsel görüşlere baktığımızda da belirlilik ilkesinin önemli ve vazgeçilmez bir ilke olduğu
kabul edilmektedir. (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler,
6.Baskı, Ankara 2013, s.51)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de verdiği birçok kararında belirlilik ilkesinin suç içeren
hükümlerde bulunmasını aramıştır. (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi; Sunday
Times/Birleşik Krallık Kararı; 6.11.1980/6538/74; ATAD, 23 Kasım 1999, Arblade ve Leloup
Kararı, C.369/96 ve376/96, Zikreden MANACOR-DA, 115, Avrupa Birliği Ceza Hukukunun
Esasları, Ümit Kocasakal, İstanbul 2004, s. 157; Osman Doğru, Atilla Nalbant, İnsan Hakları
Avrupa Sözleşmesi, Açıklama ve Önemli Kararlar, Ankara 2013, s.269)
İşte veri tanımının yapılmaması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ve açıklık ilkesi gereği
veri ile ilgili suç düzenlemeleri Anayasaya aykırıdır. Bu hususun mahalli mahkemece, temyiz
incelemesi yapan dairemizce de Anayasaya aykırı olduğu ve iptali gerekçesiyle Anayasa
Mahkemesine götürülmesi gerekirdi.
2-Ceza hukuku uygulamasında kişisel veri kavramının sınırlarının çizilmesi gerekir.
Suç içeren bu hükümlerdeki belirsizliği, suçla orantılı ceza uygulanmasının gerekliliği ilkesini
taşımadığını gören bilim adamları suç olarak kabul edilebilecek kişisel verilerin kaydının
sadece TCK’nın 135/2. maddesindeki bilgilerin (Kişilerin, siyasî, felsefî veya dinî görüşler,
ırkî kökenler, ahlâkî eğilimler, cinsel yaşamları, sağlık durumları veya sendikal bağlantılarına
ilişkin bilgiler) veri olarak kabul edilebileceği, bunların dışındaki bilgilerin suç kapsamında
değerlendirilemeyeceği yönünde bilimsel görüşler ileri sürmüşlerdir. (Zeki Hafızoğulları,
Muharrem Özen, Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar, Ankara Barosu Dergisi,
Yıl 67, sayı 4, 2009, s.9)
Herkes tarafından bilinen veya kolaylıkla bilinmesi mümkün verileri bu kapsamda kabul
etmek, maddenin kapsamının dayanılmaz ölçüde genişletmek anlamına geleceğinden
”kişisel veri” kavramını bu anlamda dar yorumlamakta zorunluluk vardır. (Hakan Hakeri, Tıp
Hukuku, Ankara, 5.B, 2012, s.755)
Kişisel verilerin ceza hukuku anlamında suç konusu olabilmeleri, hassas kişisel bilgiler
(veriler) hariç, şu şekilde bir sınırlamaya tabi tutarak suçta ve cezada kanunilik ve belirlilik
ilkesine uymayan hükmü kısmen adaletli bir uygulamaya sokabiliriz. O da suç
düzenlemelerinin yer aldığı bölüm başlığından hareketle özel hayata ve hayatın gizli alanına
ait olup, kişinin başkaları ile paylaşmadığı ve alenileştirmediği kişisel bilgiler olarak anlamak
gerekir.
Buna göre kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya
diğer inançları, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı veya cinsel hayatı ile ilgili
verilerinin kaydı, bir başkasına verilmesi veya ele geçirilmesi bunlar hassas veriler oldukları
için mutlak olarak cezai yaptırımlarla korunmaları gereken kişisel verilerdir.
Bu kapsamda kişilerle ilgili bilginin; ilgili kişi tarafından alenileştirilmemiş, üçüncü kişilerle
paylaşılmamış, bilinmesinin kişinin yaşam şekline, ekonomik ve finansal ve bilişim alanına
zarar verme ihtimali bulunan bilgiler olması halinde kişisel verilerle ilgili suçların konusunu
oluşturmalı. Bunun dışında kalan kişilerle ilgili diğer bilgiler ise ancak kullanılış amacına
göre hakaret, dolandırıcılık gibi suçların konusu olmalı ve hukuki ve idari yollarla
korunmalıdır.
Ceza hukukunun konusu olabilecek kişisel verilerin sınırları bu şekilde çizilmiş olsaydı,
telefon numarasının bu kapsamda yani kişisel veri olarak değerlendirilemeyeceği
anlaşılacaktı.
3-Dava konusu olayda, TCK'nın 136. maddesi anlamında kişisel veriyi verme veya ele
geçirme söz konusu değildir.
Katılan daha önce telefon numarasını rızasıyla sanık Turgut’a vermiştir. Halen kanunlaşmayı
bekleyen Kişisel Verileri Koruma Kanun tasarısının 5. maddesi, ilgili kişisinin kendisi
tarafından alenileştirilmiş bilginin ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceğini kabul
etmiştir. Bir eylemin suç olarak kabul edilip cezalandırılabilmesi için o eylemin toplumda en
azından haksızlık oluşturduğu veya hoş karşılanmadığına dair bir kanının bulunması gerekir.
Telefon numarasının verilmesi veya alınmasını yasaklayan açık bir düzenleme bulunmayan
bir alanda yorumla suç oluşturulmaktadır. Birisine telefon numarası vermenin ve almanın
suç olduğunu kabul ile eylem kamu adına soruşturulan bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu suçlarda ilgilinin rızası önemli değildir (TCK, m.26/2), suç soruşturması ve kovuşturması
şikâyete tabi olmadığından mağdurun üzerinde tasarrufta bulunabileceği bir hakkın var
olduğu söylenemez. Bu suçlar bakımından bireyin değil, kamunun menfaatlerinin ağır
bastığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu suç bakımından ilgilinin rızası hukuka uygunluk
sebebi değildir. (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kambur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker
Tepe, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, 2.B,Ankara 2011, s.521)
Katılan şu aşamada şöyle bir beyanda bulunsa, “telefonumun verilmesi veya ele geçirilmesi
nedeniyle yapılan kovuşturma nedeniyle şikayetçi değilim ” beyanı karşısında bu
kovuşturmayı kamu adına takip ettirmede kamu menfaatlerinin ağır bastığı hangi durum
vardır?
Tüm açıkladığımız bu nedenlerden dolayı mahalli mahkemenin beraat kararının yerinde
olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun telefon numarasını alma veya vermeyi TCK
136. madde kapsamında suç olarak değerlendiren görüşüne katılmıyoruz.